Kategorisi (Sanat) Yazan Erkan Tarih 23-07-2008
Biliyorum ki bu filmi de bir çoğunuz izledi. Ben her zamanki gibi geriden geliyorum. Bugün kendime film izlemek için zaman ayırdım ve uzun süredir zihnimdeki izleyeceğim filmler listesinin tepelerinde bulunan filmlerden birisi olan “Requiem For A Dream” [Bir Rüyaya Ağıt] filmini izlemeye karar verdim.
Film 2000 yılında yapılmış. Yani tam 8 yıllık. Internet Movie Database (IMDB) Top 250 listesinde kendisine 62.sırada yer edinen film benim izlediğim nicelik olarak az nitelik olarak kaliteli olan filmler arasında da topliste girmeyi başardı.
Şunu öncelikle söylemeliyim ki filmi çoğunlukla psikolojik bir seyirde ilerlemekte. Eğer aksiyon dolu filmleri seviyorsanız,
bunu sevmeyebilirsiniz. Lakin ben psikolojik ve felsefe dolu filmlere hayran olduğum için bu filmi de çok beğendim.
Filmin konusu Hubert Selby‘nin romanından uyarlanarak beyaz perdeye aktarılmış. Yapanların babalarına rahmet
İzleyen kesim, özellikle de gençler “uyuşturucu” gibi bataklıklara düşmeden evvel uyarılacaksa bundan daha güzel bir film olamaz diye düşünüyorum.
Filmi izlediğinizde “konusu nedir” diye soranlara pek cevap veremeyebilirsiniz. Lakin konu genel olarak “uyuşturucu illeti” diyebilirim.
Şu yazıda da belirtildiği gibi film birbirine bağlanmış iki olguyu içermektedir. Tutku ve Bağımlılık.
Daha önceki film yazılarımda da yaptığım gibi size ayrıntılı olarak konuyu anlatmayacağım. Yoksa siz izlediğinizde pek manası kalmaz.
Filmdeki dört karakterin (anne ve oğlu, oğlunun kız arkadaşı ve siyahi arkadaşları) aynı illetin bağımlısı olması ve onu elde etmeye çalışırken düştükleri durumlar ve bu durum altında yok olup giden hayaller…
Filmin sonundaki bebeğin anne karnında durduğu gibi duran karakterler “insanların sığınacakları birer liman ihtiyaçları” nı çağrıştırırken, güvenli tek yerin anne karnı, anne kucağı olduğu mesajını veriyorlar.
Değinmeden geçilemeyecek bir şey ise filmin tabii ki müzikleri. Harikaydılar.
Bu filmi mutlaka izleyin ve izletin.
Filmin Müziğini Dinlemek İçin Play’a basınız.

Requiem For A Dream:
Play Now |
Play in Popup
Kategorisi (Diğer, Teknoloji) Yazan Erkan Tarih 22-07-2008
MSN‘de yazışırken bir çok arkadaşınız size göndermiştir bu iconları (!). Fakat bu güzel tavşancıkların nerede yapıldığını, nereden geldiğini biliyor musunuz? Bunları kim yaptı ve neden yaptı? Uzun bir süredir bu iconlarla ilgilenmekteydim çünkü gerçekten güzel çizilmiş ve hareketli hale getirilmişlerdi. Bu küçük iconlardaki ifadeler gerçekten de etkileyici.
Tuzki adı verilen bu iconlardan bir kaçını aşağıda görebilirsiniz.
Bu çalışmalar Wang Momo adlı Pekin Üniversitesi Radyo Televizyon Ensititüsü öğrencisi tarafından yapılmışlar. Shanghaiist adlı siteki alıntıyı buraya tıklayarak görebilirsiniz. Bayan Wang’ın aklına bu karakterleri çizmek günlük tuttuğu sırada gelmiş. Günlük tutarken duygusal durumunu ifade eden çizimlere yer veren Wang bunları animasyon haline getirmiş. İlk Tuzki çok basitmiş, sadece kıvrımlı kolları ve şok halindeki kafası varmış. Daha sonra Wang yaşamındaki
kendi ruhsal ve duygusal durumlarını bu Tuzki karakteri üzerinde gerçekleştirmeye karar vermiş. Şimdiye kadar da toplam 39 tane ifade ortaya çıkmış. 150 milyon üzerindeki Tecent QQ kullanıcısı ve Çin’deki 20 milyon MSN kullanıcısı sayesinde Wang’ın popülerliği de artmaktaymış. Bugünlerde Wang Tuzki poster ve posta kartları dizayn etmekteymiş. Burası da kendisinin kişisel blog (*) sayfası.
Buraya tıklayarak bu ifadelerinin tümünü indirebilirsiniz. Yenileri için ise Wang’ın blogunu ziyaret edin. Devamını Okumak İçin Tıkla »
Kategorisi (Düşünce) Yazan Erkan Tarih 20-07-2008
Asla şüphe yoktur ki Cumhuriyetin gelecek evlatları, bizden daha çok rahata kavuşmuş ve bahtiyar olacaklardır. (1927, Atatürk’ün T.T.B.IV, s.435) sözünü Kırıkkale Üniversitesi‘nin sayfasında gördüğümde düşünmemiz gerektiğine inandım. Bir kaç gündür de bu söz üzerine düşünüyorum. Söylenecek çok şey olduğu kesin fakat nereden başlanacağı ve nerede bitirileceği mechul bu sözlerin…Ata bu sözleri söylerken elbette bir temennide bulundu fakat bu temeninin yerine getirilmesini sağlayacak başta yönetici kesimi olmak üzere ne yaptılar! Çok değişti yönetenler ama dönen çarkın sistemi hiç değişmedi. Çark hep aynı çark, sadece çeviren farklıydı. Elbette bir nebze de olsa o döneme nazaran daha iyi bir seviyedeyiz. Fakat olunması gereken nokta bu mudur? Tabii ki hayır. Sorgulamamız gerek, herkesin kendince bir cevap bulup taşın altına elini sokması gerek…Çok çalışmak gerek çok.
Kategorisi (Teknoloji) Yazan Erkan Tarih 16-07-2008
Spam mesajlara kısaca istenmeyen mesajlar denir. Bir eposta kullanıcısının rızası olmadan , değişik amaçlara sahip (siyasi, reklam vb.) epostaların , eposta kullanıcısına gelmesi ve giderek bu eposta trafiğinin artmasına da Spam denebilir. Bu tip e-postalar “junk”, “önemsiz”, “spam” gibi kısımlara gelebildiği gibi direkt olarak “Gelen Kutusu”,”Inbox” gibi kısımlara da gelebilir.

Spam Mesajları göndermenin etkin 2 ve dolaylı 1 yöntemi vardır.
1-Spam atan kişilerin kendi SMTP sunucularını, PPP, ADSL ve benzeri bağlantı şekilleri ile kullanıp, gerçek olmayan Host İsmi ve IP ile göndermeleridir. Yani fake diyebileceğimiz sahte isimler ile eposta gönderilmesidir. Günümüzde bayan isimlerinden gelen “canım naber” gibi içerik taşıyan ya da “şu kadar kontör kazanmak için şu siteye üye oldum ve kazandım sen de dene” gibi epostalar bunlara dahildir.
2- Spam atan kişilerin internet üzerinde RELAY‘a açık (Bu SMTP sunucusunu herkes kullanır ve bu eposta sunucusu üzerinden eposta atar.) SMTP sunucularını bulup, sistem yöneticilerinin haberi olmadan eposta atmalarıdır.
3- Dolaylı yöntem ise, kişilerin virus yazmaları ve bu viruslerin sistemlere bulaşıp, kişilerin istekleri dışında sistemlerini tarayarak, ilgili ilgisiz herkese eposta atmalarıdır. Bu ise “forward” çılgınlığı sonucunda ya da WLM (Windows Live Messenger) gibi programlara bulaşarak mail listenizi ele geçiren virüsler sonucunda meydana gelir. Bu konuya da şurada değinmiştim.
E-postanıza gelen her ileti masum olmayabilir. Bu sebeple bu tarz iletilere bakarken imtina ile yaklaşınız. “WLM (MSN)” gibi programlarda beni kim engellemiş, kim çevrimiçiymiş gibi çocukça işlerle uğraşmayın ve hatta herhangi bir arkadaşınızdan gelen “benim resimlerim için tıkla“, “şuraya tıkla kontör kazan” vb. iletilere inanmayın ve bilin ki onlar birer tuzak. Sazan olmayın.
Gmail kullanın rahat edin. :]
Kategorisi (Diğer) Yazan Erkan Tarih 14-07-2008

Kişilerin diğer insanlarla sağlıklı bir iletişim kurabilmesi, düşüncelerini muhataplarının anlayacağı şekilde ve özlü olarak dile getirmesi, karşısındakileri etkileyebilmesi dili iyi kullanmasına bağlıdır. Bu da temelde iyi bir dil eğitimiyle olur. Dil eğitimi ise ailede başlar, okulla devam eder. Dil eğitiminin doğum ile başladığını da söylemek mümkündür. Zira, çocuk doğumundan sonra belli bir yaşa gelene kadar konuşamaz, ama konuşulanları dinler. Dinleyerek öğrendiği şeyler belli bir seviyeye geldiği zaman ise konuşmaya başlar. Ailelerin çocuğun bu eğitim sürecinde, öncelikle kelimelerin doğru bir şekilde söylenmesi ve doğru yerde kullanılmasına dikkat edilmesi gerekir. Çünkü küçük yaşlarda gerçekleşen bir yanlış telaffuz ya da kullanımın daha sonra düzeltilmesi daha zor olur.
Bunun yanında çocuğun dili kullanma seviyesinin arttırılması için mutlaka yaşına uygun kitapların okunması sağlanmalıdır. Zira ailelerin çocukla iletişim kurarken kullanacağı kelime sayısı sınır olup, bu sınırlılık onun başka çevrelerle iyi bir ilişki kurmasına, okuduklarını anlayıp kavramasına yeterli olmayabilir. Buna ek olarak çocukların dünyada olup biten olaylardan haberdar olması, inasnlığın ortak kullanımına sunulan bilgi ve teknoloji ürünlerinden sıkıntı çekmeden yararlanabilmesi, kendini başka dil konuşan insanlara ifade edebilmesi için de özellikle günümüzde başka dillerin de öğrenilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Ancak, bir kişininbaşka dilleri konuşup, konuşulanı anlayabilmesi için önce kendi dilini iyi kullanması gerektiği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.